ANGELIAFOROS ÇOCUKLAR İÇİN DERGİSİ 1 OCAK 1874 TARİHLİ SAYISI

ANGELIAFOROS ÇOCUKLAR İÇİN
"Angeliaforos Çocuklar İçin" dergisinin 1 Ocak 1874 tarihli(Cilt G, Numara 1) 4 sayfalık kısmını bir süredir aktarıyordum. Burada aktarma çalışmalarının metinleri ve linkleri verilmiştir. Fotoğraflarla beraber metinleri incelemek isteyenler, linkleri tıklayarak Yunan harfli Türkçe metinlere ve fotoğraflara ulaşabilirler. Burada sadece aktarma metinleri verilmiştir. Ayrıca derginin sonundaki sorular ve ilan sadece burada aktarılacaktır.

İyi okumalar.
Yasin Çetin
yasin.etin@yahoo.com           




GÖRÜNMEZ DEFTER

Anastasya yılın son gecesi yattığı vakit, Protohronia gününü düşünüyordu. Yılbaşı geldi diye çok seviniyordu, çünkü arkadaşları tebrike gelip beraber oynarlar diye umardı. Uyuyacağı vakit anasının sözü hatırına geldi. Anası, “Kızım çok arzı ederim ki sen yalnız yılbaşında değil, illa yılın sonuna dek dahi iyi ve … bir evlat olasın” demişti. 

Anastasya bu düşüncelerle(-mülahaza) uyuyup, düşünde gördü ki sabah olmuştu. Kendisi de gözlerini açtığı gibi gördü ki, beyazlar giymiş, alnında yıldız nişanı ile güzel bir melek elinde divit, kalem, bir de defter, yanında duruyor. Melek kâğıdı Anastasya’ya uzatıp, dedi: “Bu kâğıt Allah’ın defterindendir. İşbu yeni senede hep ettiklerini bu deftere yazmalısın. Senenin son günü tekmil olduğu gibi, şeriat gününe dek başka defterler ile beraber saklamak için gelip bu defteri alırım. Bu defter temiz kalsın diye, daima çalışmalısın, çünkü kötülük ettiğinde onun beyazlığı bozulur. Allah'a makbul olursan, defterinde leke olmaz.”

Meleğin tatlı sesi kesildi, Anastasya dahi uykusundan uyanıp anladı ki düştür. Lakin o protohronia günü akşam dek mülahazalarının, sözlerinin ve hareketinin o beyaz defterde kayıt olacağını düşünüyordu. 

Siz de, Pavlos, Yakov, Ioannis, Marya, Elizabet ve başka çocuklar, bu yılbaşında hatırınıza getirin ki Allah hep ettiklerinizi görür ve sizin hakkınıza o görünmez defterde kayıt olunan şeyler, geçen senelerin kayıtlarına ilave olunarak şeriat gününe dek saklanacaktır. Bu 1874 senenin defteri daha temizdir. Merhametli Isus’un yardımıyla, inşallah, öyle yaşarsınız ki, bu yeni defterinizin içine şeriat gününde size korku verecek bir şey kayıt olunmaz.

THEMISTOKLİS'İN DARA GELMESİ
Themıstoklis'in anası pencerenin içine bir elma bırakmıştı. Themıstoklis bunu bulup yedikten sonra, anası ceza verir diye korkusundan elmayı yemiş olduğunu inkar etti, lakin anası onun yalanını meydana  çıkarıp, yalan söylemek büyük günah olduğunu, hem yalnız anasına karşı değil, Allah'a karşı dahi kabahat olduğunu ona anlattı.

Themıstoklis Allah nasıl böyle küçük bir yalan için ceza verir diye taaccüp edip, "Keşke bu yalanı söylememiş olsaydım" diye pişman ise de, ne fayda, kabahat işlemiş ve Allah'ın defterine yazılmıştı. Bu mülahazayla Themıstoklis'in kalbi rahatsız olup, bu şeyin üzerine tekrar anasına danışmaya gitti. Anası çamaşır dürüyordu, Themıstoklis dahi onun yanına gidip bir sandalye üzerinde oturdu, ve anasına, "Ana, elma hususunda yalan söylediğim için Allah ceza verecekmiş" diye sordu.

Anası dahi ona "Oğlum, sen Kitab-ı Şerif'de bunun üzerine okudun" dedi.

Themıstoklis, "Evvet, valide, Kitab-ı Şerif'in sözüne göre Allah bana ceza verecek, lakin benim gibi küçük bir çocuğa acır diye düşünüyorum" dedi.

Anası, "Allah seni hala acımıyor mu; o seni her gün kayırmıyor mu;" diye ona sordu ise, Themıstoklis, "Evvet, lakin eğer Allah bana o yalan için bir gün ceza verecekse, beni şimdi acıyıp kayırdığı neye yarar;" dedi.

Anası dahi ona şu cevabı verdi: "Allah sana senin bildiğinden ziyade merhamet eder. Iesous günahkarları, senin gibi küçük günahkarları da kurtarmak için dünyaya geldi. Eğer sen kabahatinden ötürü pişman olup Iesous için seni(-sana kullanılmış) afetsin diye, Allah'a dua edersen, Allah şüphesiz sana af eder, zira böyle söz vermiştir.

Themıstoklis, "Gerçek beni(-bana kullanılmış) af eder mi, benim de yapacağım yalnız bu mudur;" diye sordu.

Anası, "Evvet, senin yapacağın bu kadardır, fakat eğer gerçekten pişman olmuş isen, bir daha bu kabahati işlemeyeceksin" dedi.

Themıstoklis, "Gerçekten pişmanım. Eğer Allah Iesous için bana(-beni olarak) af ederse, bir daha böyle bir şey etmem" diye söz verip, rahat yürekle mektebe gitti.

Themıstoklis büyüdükten sonra dahi, günah işlemek tecrübesini bulunduğu vakit, biraz düşündüğü gibi (yazık ki daima böyle düşünmezdi) Allah'ın o yalan için kendisine merhametle af ettiğini hatırına getirdi, ve utanarak, Allah'ın tembihine karşı günahtır diye bildiği şeyden geri dururdu.


BİR MELEK Mİ İDİ 
  

Bir gün birkaç çocuk sokakta durup bağırır ve gülerken, evin birinin kapısından bir âdem çıkıp, onlara, "kuzum, evde bir hasta kadın var, sesinizden sıkılıyor, biraz yavaş söyleyin" dedi. Çocuklar dahi sükut edip evin önünden gittiler. Biraz gittikten sonra, çocukların ikisi, sokakta olan lakırdı ve gülmek sesi nasıl olur da hastaya zarar verir diye taaccüp ederek söyleşmeye başladılar.


Biri arkadaşına, "Bu hasta karı acaba Iesus'u bilir mi? Zira hocamızın sözüne göre hastalar Iesus'a dua ederlerse, Iesus onlara yardım eder" dedi. Öbür çocuk hasta karının Iesus'dan dolayı malumatı olup olmadığını bilmediğinden, "O eve gidip hastaya Iesus'un üzerine haber verelim" dedi, ve hemen ikisi geri döndüler, lakin böyle bir sebeple bilmedikleri bir eve girmeye cesaret edemeyip, kapıyı çalmaya çekindiler. Kimse görünmezdi, ama odanın penceresinde kırık bir cam olup, çocukların biri usul usul o pencereye çıktığında, gördü ki hasta o odada yalnız yatıyordu. Çocuk kırık pencereden başını içeri sokup, "Hasta kadın, hasta kadın, Rabb Iesus'a inan, kurtulursun, ona sığın" diye bağırdı. Bunu söyledikten sonra yere atlayarak ikisi dahi kaçtılar.

Ertesi sabah komşulardan biri hastanın hatırını sormaya gittiğinde, hasta ona, "Bugün pek iyiyim. Dün yanımda kimse olmadığından pek sıkılıyordu, lakin bir aralık yatağımdayken, 'Hasta kadın, hasta kadın, Rabb Iesus'a inan, kurtulursun, ona sığın' diye kulağıma bir ses geldi. Bunu söyleyen bir melek miydi? bilmem, zira etrafıma bakıp[ca] kimse yoktu, fakat ondan beri pek iyiyim" dedi.

http://yasinetin.blogspot.com.tr/2017/06/yunan-harfli-turkce-metin-bir-melek-mi.html

"MERZİFON'DA ÇOCUKLAR NASIL GAZETEMİZİ ALDILAR" 
   
Bu yıl bu taraflarda kıtlık olup, fakirler çok darlık çekmekte olduğundan, fukara çocukları gazetemizi alamayacaklar diye korkuyorduk, çünkü çoğunun babası ve anası ancak nafakalarını tedarik edebiliyorlar.

Lakin arzularına nail olmak için onlara iyi bir yol açıldığını gördüğümüzde, çok sevindik. "Gönül olursa, çare bulunur" Zarbımeselin(-->darbımesel: atalar sözü) gerçekliği bin defa ispat olunduğu gibi, tekrar ispat olundu. Mektebin tatili vaktinde, yeni yapılan evimizin yapısında gelip çalışanlar diye çocuklara haber verildikçe, onlar sıra ile gelip istekle kimi kırdan taş getirdi, kimi tuğla taşıdı, kimisi de talaşları toplardı. Gazetemize yazılanlardan maada(-başka) otuz beş çocuk dahi bu yol ile birer gazete alacak kadar para kazandılar.

Biz bu şeye çok sevindik, çünkü inanırız ki bu çocukların kendi emekleri ile aldıkları gazete çok tatlı ve kıymetli olacak. Babalarının parası ile almış olsalardı, onlara öyle tatlı ve kıymetli olmazdı.

Başka fukara çocukları dahi bunlardan ibret alıp, malumatlı ve iyi olmaya lazım olan şeyleri ele getirmeye canıyla ve teniyle çalışsınlar. Başka şehirlerde bulunan çocuklar da uyanıp böyle etmeye cehd(-çalışıp, çabalamak) etsinler. Allah'ın bereketi bu gazeteyi okuyan her çocuğun üzerinde olsun.

K. T. T.
Merzifon Dek. 2, 1873

http://yasinetin.blogspot.com.tr/2017/06/yunan-harfli-turkce-metin-merzifonda.html


AH! TATLIM!

Pavlos ve Marya beşikte uyuyan küçük kardeşlerine bakıp, böyle derler.

Ya Pavlos ve Marya, beli, öyledir. Ufacık ağzı var, yanakları dahi ne yumuşak ve naziktir. Küçücük ellerine bak, onlar da ne güzel! VE uyuyorken bile oyuncağını sıkı tutuyor. Gerçek, tatlı bir kardeşiniz var, ve yüzünüzden bellidir ki onu çok seviyorsunuz. Şimdi sizden bir şey diyeyim. Bu küçük kardeşinize, yüzünüzde muhabbetten başka bir şey asla göstermeyin. Dikkat edin ki onu sevin hoşnut ve ferah edesiniz. Böyle etmeye gayret edecek misiniz?

http://yasinetin.blogspot.com.tr/2017/06/yunan-harfli-turkce-metin-ah-tatlim.html

İLM-İ SARF


Markos ilm-i sarf dersini okuyordu, lakin bu ders ona güç görünüyordu, çünkü oturup dersini belleyecek yerde, dersten sonra ne yapacağını düşünmekteydi. Markos'un anası dahi bunu görüp, "Markos, dersini öğrenmez misin?" dedi. Markos "Öğreniyorum, istersen sor da bak" diye cevap verdi.


Anası onun kitabını alıp dedi "Evvela dersinde olmayan bir sualim var. Bir okka tüy mü, yoksa bir okka kurşun mu ağırdır?" Markos cevap, "Kurşun ağırdır" dedi. Anası ona "Düşünmeyerek cevap verdin, Markos bilmez misin ki, gerek tüy olsun gerek kurşun, okka daima okkadır?" dedi.

Markos, "Gerçek cevap verdiğimde zihnim başka yerdeydi. Beni sokakta bekleyen Thomas'ı düşünüyordum" dedi. O vakit anası ona dedi: "Derslerinin sana zor göründüğünün sebebi işte budur. Aklı başında, düşünerek dersini okumazsan, hiç bir vakit öğrenmezsin. Şimdi söyle bakalım, bugün ne öğrendin. İsm nedir?"

Markos, "İsm, bir şahıstan ya bir nesneden haber veren kelimedir" dedi.

Anası, "Bunu pek iyi öğrenmişsin, Markos ama fikrini iyi anlamış mısın?" diye sordu ise, Markos, "Evet, fakat şunu bilemiyorum ki, her lügat ism değil midir?" diye cevap verdi. 

Anası "yok" dedi. "Lügatler türlü türlüdür. Mesela, Markos buraya gel, dediğimde, Markos lügati bir zattan haber verendir, bu sebepten Markos ismdir. Gel lügeti ide de Markos'a ne edeceğini haber veriyorum, bu sebepten gel lügati başka bir cins lüget, yani fiildir. Buraya lügati ile de, Markos'un nereye geleceğini bildiriyorum. Bu dahi Markos ve gel lügatlerin cinslerinden farklı bir cins, yani zarf denilen lügatlerdendir."

Markos validesine, "İyi, amma, gel dediğimizde, bir şeyden haber vermiyor muyuz?" diye sordu, validesi dahi "Hayır, bir şey üzerine söylemiyoruz. Gel lügati ne bir zat ne de bir cism gösterir. Bana bir gel ver; yahut 'Bir gel göster' denmez" dedi.

Markos anasına, "Fakat at ismdir, ağaç ismdir. Çünkü 'Bana bir at ver, yahut bir ağaç göster" diyebiliriz. Güneç, ay, çocuk, kitap, tasvir, bunların hepsi de ism, öyle değil mi? valide" diye sordu.

Anası, "Evet, evet, oğlum, işte ism ne olduğunu epeyce anladın. Şimdi bir başka sualime dahi cevap ver. Kur. Prodromos'un sana verdiği karmakarışık tohumları ne yaptın?" dedi.

Markos, "Her bir türlü tohumu ayırıp başka başka koydum, ve şimdi istediğim cins tohumu ekebiliyorum" dedi. Validesi, "Pek ala" dedi, "Lügatlerin cinslerini de işte tıpkı böyle bir birinden ayırıp etmeli ki onları kullanmaya hazır edesin. İlm-i sarf bize lügatlerini cinslerini  birbirinden ayırt etmenin usulünü öğretir. Şimdi artık gir oyna."

http://yasinetin.blogspot.com.tr/2017/06/yunan-harfli-turkce-metin-ilm-i-sarf.html

AMERİKA'DA KIŞ

Bu tasvirde bir arabada iki çocuk görüyorsunuz, lakin araba acayiptir. Yerin yüzünü kar kaplamış olduğundan, arabanın altında tekerlek yerine iki taraftan demirden dar ve parlak çemberler olup, bunları vasıtası ile araba karın üstünde sürüklenip gider. Bu kızak denilen arabalar Amerika'da, kışın yollarda kar çok olduğu vakit kullanılır.

Tasvirdeki çocuklar arabayı acele sürüyorlar. Bak, çocukların biri arabayı çeken atı koşturmak için nasıl bağırıyor. Atın boynunda ve koşumunda ufak ufak çıngırdaklar var, öyle ki yumuşak karda ayağının şamatası işitilmez ise de, önden gidene hali  çıngırdakların sesini alıp arabanın yolu üstünden bir tarafa durur. Görünür ki at dahi böyle koşmaktan hazz eder, çünkü araba öyle hafiftir ve öyle kolay kayıp gider ki, onu çekip götürmek ata bir eğlence gibidir.

http://yasinetin.blogspot.com.tr/2017/06/yunan-harfli-turkce-metin-amerikada-kis.html

ESKİ DUVAR

Evimize yakın bir eski duvar var. Bu duvar, taşların yerinden oynamış, sırası dökülmüş, yer yer dahi çatlamış olduğundan, pek çirkin bir hıyât kesb etmiş ise de, duvarın eteğinde biten bir sarmaşık fidanı on seneden beri büyüyüp, güzel yaprakları ile onu öyle örtmüştür ki, çatlak yerler ve başka kusurlar görünmezler
Bizim yüreklerimiz de günahtan lekelenmiş  ve çirkin bir hıyât kesb etmişler, lakin Allah inayet edip bir kere kendi muhabbetinin tohumunu yüreklerimize ekerse, duvarın yüzünde büyümüş olan sarmaşık gibi o muhabbet dahi yüreklerimizde azar azar büyüyerek, onların çirkinliğini ve her kusurunu örtüp, nihayet Allahtan ihsan olunmuş hüsn ile onları güzelletir.


AĞRIYA BİR ÇARE

Bir oğlan ile bir de kız çocuk ikisi de beş yaşında olarak sokakta oynuyorlardı. Oğlan bir şeye hırslanıp kıza bir şamar vurdu, o da oturup ağlamaya başladı. Oğlan biraz durup kızın yüzüne baktıktan sonra ona, "Marya, ben seni incitmek istemezdim, pişman oldum" dedi.

Küçük kızın yüzü çabucak gülmeye başladı ve ağlamayı kesip, "Pek iyi, eğer pişman olduysan, vurduğun tokat bana zarar etmedi" dedi.


Her çocuk büyüdükçe anlayacaktır ki eğer dertlilere duru merhametli olup onları acırsa, onların çektiği dertlere ve ağrılara epeyce çare etmiş olur.


KÖPEK İLE İNEK

Geçende iki küçük çocuk gördüm ki, pencereden bakıyorlardı. Bunların küçüğü, Samuel, "Gideyim tasvirleri seyir edeyim" diyerek sedirden indi. Lakin büyük kardeşi Ioannes, bunu işittiği gibi, yerinden kalkıp Samuel'den evvel tasvirleri aldı. Zan edersiniz ki Ioannes tasvirleri aldı ise, onları seyir mi etti? Hayır! Samuel almasın diye onların üstüne oturup defa pencereden bakmaya başladı. Samuel kardeşine yalvarıp yakardı ise de, Ioannes onları vermek istemedi.

Bu tasvirlerdeki köpek de böyle ediyor. İnek yemliğin yanına gelip ot yemek istiyor, ama köpek bırakmıyor, hem havlayarak zavallı hayvanı oradan kovmaya çalışıyor. Köpek ot yiyemez, ineğe de bırakmaz ki yesin.

Köpekler insaniyet ve merhamet ne olduğunu bilmedikleri için böyle şeyler ederler. Lakin çocuklar doğru, latif ve merhametli olmak borç olup, kıskançlık yahut hıyanetle başkasının kalbini kırmak, kötülüktür diye bilirler. Kendi arkadaşlarına ziyan eden hiç ferah olmaz, lakin başkalara doğru latif ve merhametli olmaktan hasıl olan sevinçten büyük sevinç yoktur.


KARIŞMA

Geçenlerde Anastas mektepten eve gidip, mutfakta(-mutvak) birisi havanda bir şey döğüyor işittiğinde, ne olduğunu anlamak için mutfağa girdi, ve gördü ki kazan yanmış, anası dahi tekneyi koymuş çamaşır yıkıyor, ve Pavlos havanın içinde bir şey döğüyordu.

Anastas Pavlos'un yanına gidip, "Havanın içinde ne var?" diye ona sordu, ve cevap almayı beklemeyerek, havanın içine kuvvetlice üfürdü. O vakit havanda döğülen ne olduğunu anladı, çünkü ince siyah biber bulut gibi çıkıp onun ağzı, burnu ve gözlerine gitti. Anastas ağlayarak ve aksırarak mutfağın içinde öte beri koşmaya başladı. Hemen boğulacağım diye zan ediyordu. Anası çabucak yumuşak bir bez ıslatıp Anastas'ın gözündeki biberi sildi, ağrısı dahi kesildi. Ağlaması kesildikten sonra, anası ona "Anastas, KARIŞMA", dedi.


KİTAB-I ŞERİFİ OKUYAN ÇOCUKLAR İÇİN SUALLER

9. Senin hep işlerin yazılıyorlar diye Kitab- Şerif'in neresinde denmiştir?

10. Tasviri kardeşine vermemek için onu alıp üstüne oturdu diye bu gazetede nakl olunan çocuk, Hristos'un hangi tembihine karşı etmiş oldu?

11. "Bir melek mi idi?" unvanı ile olan nakliyetde zikr olunan çocuklar, Hristos'un hangi tembihini icra etmiş oldular?

12. Çok güzeldi diye Kitab-ı Şerif'de hangi çocuk için denmiştir.

DEKEMVRIOS'UN SUALERİNE CEVAP

5. Kur. V. 6. Sunamalı'nın oğlu. 7. Pavlos 8. Res. Am. lı. 44.

İLAN   


Çocuklar için olan Aggeliaforos'un bir senelik nüshalarının fiyatı bir çeyrek mecidiyedir, lakin bu gazeteden on yahut ondan ziyade alana yüzde on skonto edilecek. 
...
Amerika Misyonerleri Şirketi tarafından
Müellifi gazete Josef K. Grin
...
İSTANBOL.
Matbaa-ı Aramyan





 

Yasin Çetin
Yasin Çetin

This is a short biography of the post author. Maecenas nec odio et ante tincidunt tempus donec vitae sapien ut libero venenatis faucibus nullam quis ante maecenas nec odio et ante tincidunt tempus donec.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder