Karamanlıca Çeviri: Angeliaphoros Çocuklar İçin: Aralık 1874

"Angeliaphoros Çocuklar İçin" süreli yayınının Aralık 1874 sayısının çevirisini parça parça yapmıştık. Şimdi Aralık 1874 sayısının tamamını bir seferde veriyoruz.

Keyifli okumalar.

İletişim ve görüşleriniz için yorum atabilir veya yasin.etin@yahoo.com e-posta adresine yazabilirsiniz.



ANGELİAPHOROS ÇOCUKLAR İÇÜN
"Çocukları Bana Gelmeye Bırakın" Loux. IH' 16.
Cilt G                                  İstanbol, Dekembrıos 1, 1874.                             Nom. 12

KIŞ İÇİN BİR OYUN


Bu tarihteki oyunu çocuklar kışın bazı kerre oynarlar. Çocuklar evvela hepsi bir yere gelip mektebin karşısında kardan bir tabya yaparlar. Tabyayı yaptıktan sonra iki bölük olup, bir kısmı onu muhafaza etmek içün içerde durur, öbir kısmı düşmen gibi dışarda durup tabyayı almaya çalışır. İki taraf dahi evvelinden bir çok kar topuları yaparlar. Toplar mümkün olduğu kadar sıkı olabilir ise de, içine asla taş komazlar. Böylece toplar hazır olduktan sonra dışardan hücum başlanır. Bu tasvirimizde hocaları mektebin kapusunda durup çocukları gözetiyor. Hücum edenler içerkilerin memul(-beklenen) etmediği bir vakit deyü gelirler, fakat, tabyaya yaklaştıkları gibi, içerkiler onların üzerine şedid(-şiddetli) kar topu yağdırıp onları geri çekilmeye mecbur ederler. Lakin songra onlar, üzerlerine yağan kar topularının acısını saymayarak nihayet içeriye girerler, ve tabyadakilerin üzerine top yağdırmakla onları dışarı kovarlar.

Badehu(-ondan sonra) hep çocuklar defa toplanıp, tabyanın bozulmuş olan yerlerini tamir ederler, ve ertesi gün yeni hücuma hazır olurlar.

Bu oyun pek eylenceli dir, lakin tehlikeli de olabilir. Kar topularından çocuklara sakatlık olur deyü korkulmaz, ancak şu taraftan tehlikeli dir ki çocukların kalbinde birbirlerine karşı hırs ve adavet peyda olur. Başkalarını yenmek oyununu oynayabilmek içün bir çocuk evvela kendi kendini yenmiş olmalı.


ÇOCUKLARIMA BİR SÖZ
Şevketlü çocuklarım,

Geçen Pazar günü kiliseye gidip, orada bana yakın karşımda oturan bir kaç çocuğun halinden pek taciz(-rahatsız) oldum. Bunlar iptida(-başlangıçta) bir az vakit rahat oturduktan songra(-sonra), duaya başladığında tez usandılar. Kah bir tarafa, kah öbir(-öbür) tarafa dönerler idi, kah ayağa kalkarlar, kah otururlar idi, vel hâsıl hiç duaya dikkat etmeyerek dört tarafı seyr ettiler. Vaiz vaza(vaaza) başlayıp bir kaç söz eder etmez bu çocuklar ondan da usandılar. İçlerinden birisi ilahi kitaplarını toplayıp onlardan bir kule yaptı, bir başkası da ayağı ile vurup kuleyi yıktı. Gerek kitapların düşmesinden ve gerek bu çocukların gülmesinden, önde bulunan ehali(-ahali) ne olduğunu anlamak içün(-için) arkalarına dönüp baktılar. Bu aralık vaiz Hristosun(-Hristos’un) çocukları bile kayıran azim muhabbetini tarif edeyorudu(-ediyordu). Eğer bu çocuklara, vaz(-vaaz) ne üzerine idi deyü(-diye) sorayıdım(-sorsaydım), onun bir sözünü söylemeye kadir olamayacaklarıdı. Bu cümle ile bu çocuklar Allahı sevmek ve ona hizmet etmek isterler, yani sordum ise, “Evvet, Allahın kulu olmaya çalışıyoruz” deyü bana cevap verdiler.

Sevgülü çocuklarım, istemem ki siz dua vaktinde böyle dikkatsiz olasınız. Zikr ettiğim çocuklar Hristian(-Hristiyan) denilirler ise de, Hristosa şan(?-yakışır) değil dirler. İbadetgâh oyun yeri değil Allaha ibadet edecek ve ibadete münasip nasihatlar dinlenecek yer dir.

Lakin çocukların ibadet vakti sus oturup dinlemesine başka bir sebeb daha var, yani vaize yardım etmiş olabilirler. Siz hiç düşünmüşmüsiniz; Henüz yedi yaşında olan küçük Ioannes bile, isterse vaize yardım edebilir. Bu size acaib mi görünüyor; Benim tanıdığım vaizlerden biri vakt ile(-vaktiyle) küçük bir kız içün, “Bu çocuk vaz(-vaaz) verdiğim vakit bana çok yardım etdi, çünki düziye(-sürekli) yüzüme bakayorudu, ve yalınız kendisine söyleyorum gibi, ağzımdan çıkan sözlerin her birine eyi(-iyi) dikkat ediyorudu” dedi.

İbadet vaktında usanıp oynayan çocuklar, bunu eyi(-iyi) bilmiş olun ki, vaiz size söyler, hem Allahın ürettiği hakikat üzerine size söyler.
Bunu düşünün, çocuklarım, ki ibadet vaktında sizin oynamanızı görmeyeyim.

GEORGİOSUN ARABASI

Leonides oynuyor. Küçük karundaşı(-kardeşi) Georgios bir arabaya oturmuş, Leonides dahi at olmuş ol(-o) arabayı çekeyor. Araba güzel değil; tahtadan bir sandık dır. Leonides deniz kenarında bulduğu dir tahta parçasından tekerlekler yapıp ona takmış. Lakin bu iki karındaşlar pek hoşnud durlar.

Bizi hoşnud eden şeyler bizden dışarı olan şeyler değil; bize sevinç veren şey içerimizdeki yürek dir. Beyoğlunda olan mağazaların bazısında çocuklar içün 200, 300, 500 guruşluk, ve daha pahalı oyuncaklar var; fakat eğer Allah her şeyi eyi(-iyi) gösteren hoşnutluk ruhunu onlara vermemiş ise, böyle oyuncakları olan çocuklar Leonides ve Georgios kadar saadetli değil dirler.
Pederimiz Allahtan dileyelim ki, kendi ihsan ettiği bereketlerin en kıymetlisi olan hoşnutluk ruhunu bize de versin.


KÜÇÜK GÜNAHLAR

Sevgili çocuklarım;

Demir yolunu görmüşmüsünüz; o vapor arabası nasıl çabuk gider; Bir kerre binip öyle koşmak istermisiniz; Demir yolunda yolculuk edenler alesseviye(-bir seviyede) rahat giderler, ve lakin bazı defa bindikleri arabalar yolun asıl demirinden çıkıp parça parça olur. Böyle belaya uğradıklarına türlü türlü sebepler var; bunlardan biri demirin üstünde bir taş yahot başka bir şey bulunması dır. Amma demir üstünde bulunan bulunan şey böyük olduğu halde, bunun belaya sebeb olacağı ol kadar ihtimal değil dir. Çünki daima, dikkat eden çarkçı, yani arabalı makınayı süren adem(-insan), bunu görmekle, arabaları durdurur. Hal bu ki küçük bir şey uzaktan görünmez, ve onun için pek tehlikeli dir.
İmdi, çocuklar, günahları, bazı hususta, demir yolun üstünde bulunan şeylere teşbih edebiliriz(-benzetebiliriz). Günahlar var ki bize küçük görünür, belki kaydsız olup dikkatlıca bakmayanlara hiç görünmez. Fakat bunlar en tehlikeli günahlar dır. Biz büyük görünen günahlardan korkarak kaçarız. Amma aldanmayalım. Günah günah dır. Hiç bir günah küçük olmayıp cehenneme götüren şey dir. Biz hırsız yahot katil olmayız deyerek, gizlice yalan söylermiyiz; Sakınalım, bu halden kaçmazsak, gideceğimiz yolda bir şey bulunur, ki elbette bizi belaya uğradır.

                     


KAVMİM SALI VER

İşbu ayın Angelaphorosuna(-mesajına) konulan bu ilahi, İsrail milletinin Mısırda olduğu gibi, bundan akdem(-önce) Amerikada esir olan siyahların makamla okudukları İngilizce ilahinin tercümesi dir. Bu Türkçe tercümeyi Edirneli Kir. Gregordan memnunen kabul ettik.



CESUR ÇOCUK  

Bundan otuzbeş sene kadar evvel Nıov(-Nev) Yorkta bir çocuk, hekim olmak içün mektebe gitmeye arzu etti. Evde hayli şey öğrenmiş idi ise de, ileri gitmek içün çok para sarf etmek icap eder idi. Esvaptan ve yeyecekten başka hayli para dahi mektebe vermeli idi. Çocuk her ne kadar fakir idi ise de, bu zorluğu görüp ümidini kesmedi, kendisine iane(-yardım) etsinler deyü şunu bunu da taciz etmedi, ne de bedahava kabul olunmasını mektep nazırlarından talep etti; illa vakit gayb etmeyerek mektebin birine girip, derslerden evvel ve songra boş vakıtlarında çalışıridi; mesela sıparışlar icra eder idi, odaları süpürür idi, odun yarar idi, ateş yaparıdı, ve daha bu misilli hizmetler ederek mesarıfını çıkarıridi. Başka iş olmadığı vakit, öte beri koşup yorularak sokaklarda gazeta satarıdı.



Her ne hal ise bu çocuk büyük zahmet ve idare ile para kazanıp hem kendisini besledi, hem de mektebe borçlu kalmadı, ve eyi(-iyi) hekim olup 24 seneden berü Amerikan Port Şirketinin bir misyoneri dir. Bu gazetaya okuyanlardan bazıları bu hekim misyoneri görmüşler, zira bu zat bu günlerde Anadolu tarafına yolculuk eden doktor Külik(?) dir.

                                  

KITLIK KEYFİYETLERİNDEN BİRİ

Birkaç hafta evvel akşam ortalık karardıktan bir az songra(-sonra) penceremizin altında bir çocuğun ağlayış sesini işittik. Acıkmış bir fakir olduğunu annayarak aşağa indiğimizde, biri heman 10 ve ö biri(-öbürü)  7 yaşında iki kız çocuk gördük, bir takım adem(-insan) dahi görmüş onlara sualler ediyorlar idi. Bu ademlerden birisi bana, “bu memlekette merhametli adem yoktur” dedi, ben dahi kendi kendime, “öyle görünüyor, çünki siz dahi merhamet ile hiç yardım etmiyorsunuz” deyü cevap vererek, kızları alıp havlıya(-avlu?) getirdim. Amma onların hali nasıl perişan idi! Kıtlık içün(-için) Kır Şehirden kaçıp, açlık ve yolculuktan ziyadesi ile zayflenmiş(-zayıflamışlardı) idiler. Baba ve anaları ölmüş, bir büyük karındaşları(-kardeşleri) sağ idi. Amma(-ama) o dahi bunları bırakıp kaçmış idi. Eve geldikten sonra yine bu çocukların figan sesleri kesilmedi. Bir az şey yesinler deyü onları güç ile kandırdık, ve daha ağlayor(-ağlıyor) iken, kolları biribirine sarılı olarak yatıp uyudular.

Bu vukuattan(-olaydan) sonra üç hafta kadar sonra geceleyin yine bir çocuğun “Aman! Aman!” deyip ağladığını duyduk. Bu ses pencerenin altında bulduğumuz çocuğun sesine benziyor deyerek, fener alıp dışarı çıktık, ve hakikat gördük ki evvelki iki kız çocuğun birisi idi. “Küçük kız karındaşın nerede dir;” deyü ona sual(-soru) ettiğimizde, kız, “O kız karındaşım üç gün evvel öldü” dedi. Bu çocuğun hali ilk defa geldiğinde ne kadar perişan idi ise, bu defa onun on katı idi, öyle ki ondan sefil hal olamaz desek caiz dir.

Kayseri, 23 Okt. 1874   

                                          


PETROS’A BİR NASİHAT

Petros, geçenlerde validene çokça su taşıttığından kolların ayrılıyordu, çalışmaktan dahi usanmış idin. Ve başka çocuklar ile aşık oynamak isteğinde şu sözleri söyledin, “Sabahtan akşamadek çalış, çalış, çalış bu nedir! Bir az rahat etmeyecekmiyim” Bu sözleri söylediğini ben işittim.

Lakin, Petros, validene bu tarz sözler etmek sana yakışmaz. Senin meramın yorgunluk almak değil idi, illa cebindeki aşıkla oynamak istiyordun.

Bilirim ki işlerin çok tur ve çok defa yorulursun, imdi nasıl rahat bulabileceğini sana söyleğim.

Mezamir yazan David pek akıllı hem çok çalışkan bir adem(-insan) idi, ve Allahın izzetine yazdığı çok ilahilerde bunu der ki Allahı sevenler onda rahat bulurlar.

Senin içun dahi, Petros, rahat bulmanın yolu bu dur. Allahı sev de en ağır hizmetler içinde bile rahat ve selamet bulursun.
               


KRAL KÖPEĞİ

Bu nev köpeğe “Karlo kralın köpeği” ismi verilir, çünki Karlo nam bir ingliz(-İngiliz) kralı bu cins köpeklerin bir tanesini gayetle odasında saklar idi.

Bu tasvirdeki köpeğin ismi “Fezz” dir, ve onun sahibi Maria isminde bir kız dır. Maria nereye giderse, köpek dahi onun ardından gider, ve acıktığında Marianın eteğinden çeker ki kendine baksın. Kız ona baktığı gibi, köpek susa durup, ön ayakları ile yeyecek(-yiyecek) diler. Nasıl tuhaf değil mi;

                                        


BAZI KÜÇÜK BAGCEPANLAR(BAHÇİVANLAR)

Amerikanın Honduras tesmiye(isimlendirilmiş) olunan diyarında bir nev karınca var. Bunlar yer altında büyük şehirler içinde birlikte sakin olurlar, ve kendi nafakaları içün dışardan zahire topladıktan ma(a)da(-başka), kendileri dahi bagçepan(-bahçivan)  olup sebzevatlar hasıla getirirler.

Bazı ademler mantarı çok severler. Pariste hayli kimseler mantar hasıla getirmekle geçinirler. Fakat mantar tarlada bitmez. Yer altında olan bodurumlarda toprak mahsus bu fidan içün tertip olunur, ve mantar mahsulü orada olur.

Yukarıda zikr olunan karıncalar dahi mantarı çok sevdiklerinden onu hasıla getirmek içün yer altında insan başı büyüklüğünde mahsus bodurumalar yapmışlar dır. Bu nev mantar yaş yapraklar üzerinde bittiği içün, bu karıncalar sürü ile gidip ağaçlardan yaprakları keserler, ve onları getirip ol(-o) bodurumların yarısınadek doldururlar. Bunların şehirleri gayet büyük olduğundan, mantar odaları dahi ol kadar çok tur ki, onları yaprakla doldurmak için limon ve portukal bagçelerinde bulunan ağaçların heman bütün yapraklarını bazen bu karıncalar kesip götürürler.

Bu karıncalar üç cins tir. Bir cinsi işçilerden ibaret olup, yaprak getirmeye tayin dir. Bir cinsi de ufak tır, ve bunlar bodurumlarda kalıp işçi karıncaların getirdiği yaprakları istif ederler, yavru karıncaları dahi beslerler. Bir cinsi de irice olup öbirlere(-öbürlerine) hükm eder, ve işçileri düşmenlere karşı muhafaza eder. Besleyici karıncalar dahi bazen dışarı çıkarlar ise de, bunların çıkışı yalınız hava almak için dir. Böyle gezinmek için dışarı çıkmış olan besleyici bir karınca yorulup yürüyemez olursa, işçi karıncaların üstüne çıkar, ve rahat hanesine gelir. Nasıl ki köylü çocuklar bazı kere ot arabasının yığını üstüne oturup, saltanetle eve gelirler.

                                  





Yasin Çetin
Yasin Çetin

This is a short biography of the post author. Maecenas nec odio et ante tincidunt tempus donec vitae sapien ut libero venenatis faucibus nullam quis ante maecenas nec odio et ante tincidunt tempus donec.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder